top of page

Üzüntüyü Bırak Yaşamaya Bak


Ölüm Dikkat ve Samadhi

Üzüntüyü bırak yaşamaya bak


Bir zamanlar çok sevdiğim birisi bana “Üzüntüyü bırak yaşamaya bak” demişti. 


Hastane odasında onun yaşamla olan savaşını izlerken başucunda Dale Carnegie’nin aynı isimli kitabını okumaya çalışıyordum. 


Hepimiz bir gün bu bedeni terk edeceğimizi bildiğimiz halde bu kaçınılmaz sona yaklaştıkça neden korkularımız bizi ele geçiriyor?

Patanjali bunu klesha’lar arasında Abhinivesha olarak anlatıyor. Ölümden hemen önce tüm geçmiş yaşamlarımızı ve ölümlerimizi yeniden hatırlayacağımıza dair bir inanış var. 


Geçmiş ölümlerimiz ister acılı olsun ister huzurlu olsun, bu yaşamda tutunduğumuz her ne varsa onları bırakamamak olsun, ister geride kalanları kontrol etme arzusunun bilinç altımızda bizi yönlendiren dürtüsü olsun…


En büyük yanılgımız bu bedende bu boyutta sonsuza dek yaşayacağımızı düşünmek. Avidya tüm kleshaların kökünde yatandır. Anlamı: Gerçeği görememek, bazen cehalet.


Peki bu insan formuna büründükten sonra; bilinçli olarak karar alabilen, kendini ifade

edebilen bireyler haline dönüştükten sonra Kral Parikşit gibi 7 gün sonra öleceğimizi bilsek bu boyutta ve bu bedende kalan süremizi nasıl kullanırdık?


Geçiciliğin farkındalığı korku yaratmak için değil, öncelikleri netleştirmek için var.


Ölüm gerçeği, senin hayatın ve pratiğinde önceliklerini nasıl etkiliyor?


Bhagavata Purana’daki bu hikaye beni her zaman çok etkilemiştir. Hikayeyi merak edenler için kısa bir özetini buraya bırakıyorum. Merak edenler uzun formunu da okuyabilir.

Eğer siz de zamanınızı nasıl geçireceğinizden emin değilseniz hikayeye göz atın derim.


 

Kral Parikşit'in hikayesinde bakalım siz de Patanjali’nin ashtanga sistemindeki benzerlikleri görebilecek misiniz?



Keşke’lerimizin olmadığı bir hayat diliyorum.



Kral Parikşit (kitap 1, bölüm 18)

Kral Praikşit bir gün okunu alır ve ormanda geyik avlamaya gider.  Çok yorulur ve susuz kalır. Ormanda gördüğü bir kulübeye girer. Bu kulübe Samika adında bir brahmin Sage’e aittir. Samika o esnada çok derin bir meditatif haldedir. Kralın ondan su ve yiyecek istediği duymaz. Kral bu duruma çok öfkelenir. Aslında daha önce hiç bu kadar öfke duymamıştır. Belki açlık susuzluk ve yorgunluğun verdiği bir kızgınlıkla Brahmin’in omzuna ölü bir yılan atar ve arkasını dönüp krallığına doğru yola çıkar. Yolda giderken kral düşünmeye başlar; acaba gerçekten gözleri kapalımıydı yoksa o derin bir huşu içerinde samadhi anınıda mıydı? Ya da belki de alt kasttan bir savaşçı ile muhatap olmayacak kadar kibirli bir brahmin miydi?


Tüm bunlar olurken brahmin’in oğlu yaşı küçük olmasında rağmen güçleri olan genç oğlan babasının başına gelenleri duyar ve öfkeden gözlerinin içi kıpkırmızı halde Kausiki nehrinde suya dokunur ve Takşaka adında bir yılan kuş yaratır. Bu kuş kralı zehirleyecek ve 7 gün sonra ölümüne sebep olacaktır.


Oğlunun eve döndüğünde yakarışlarını duyan brahmin gözlerini yavaşça açar ve elinin tersiyle ölü yılanı omuzundan silkeler. 


“Sevgili oğlum sana kim yanlış yaptı?” Oğlu tüm olanları babasına anlatır ve babası bu küçük yanılgı yüzünden oğlunun sebep olduğu bu olaya çok üzülür.  Kralın düzenin koruyucusu (dharma keeper) olduğunu ve bu küçük hakaretin kendisi için ne kadar önemsiz olduğunu oğluna anlatmaya çalışır. Kralın yokluğunda krallıktaki insanların güvensizlik ve yolsuzlukla mücadele etmesi gerekecektir. Ancak lanet geri alınamaz.

Brahmin kralın yaptığından değil oğlunun yarattığı düzensizlikten dolayı rahatsızdır. Çünkü atman’ı idrak etmiş olanların gunaların ötesindedir. 


Bu sırada öfkesi dindikten sonra ne yaptığını fark eden kral pişmanlık içindedir. Başına gelecek ne varsa onu cesaret ve açık yüreklilikle karşılamaya hazırlanır. Günahlarından arınmak için başına gelecek her şeye razıdır. Takşaka’nın brahminin oğlu tarafından hayatını sona erdirmeye geleceğini duymuştur. Dünyevi hayata olan bağımlılığının başına geleceklere sebep olduğunu ve bu cezanın yerinde olduğunu düşünür. Her şeyini bırakıp Ganj nehrinin kenarına gidip oturur ve kendini Krisna’nın lotus ayaklarına adar. Ölene dek oruç tutmaya ve dünyevi herşeyden kendini soyutlamaya karar vermiştir.


“Öleceğini bilen kimse neden Ganga’ya adanmasın? Hem celestial hem de bu dünyayı arındıran güç”


O sırada geldikleri yeri kutsal kılan tüm sage’ler öğrencileri ve takipçileri ile nehrin kenarına gelirler.


Kral onlara olanları anlatır: benim gibi krallar dünyevi hazlara bağımlı yaşarız ama Lord Krshna bana kendini brahmanın laneti şeklinde gösterdi. Normal insanlar böyle bir laneti duyduklarında dünyevi hazlara tutunmuş kişiler korkuya kapılırlar.


Üzerime gelen lanet her ne olursa olsun ben kendimi Lord Vishnu’ya adadım ve kalan bu hayatımda ve de sonrasında sizlere sığınıyorum. Brahminlerin hepsi kehanet gerçekleşene kadar  Kralın yanında kalmaya karar verirler.

Pariksit brahminlere şu soruyu sorar: 


“Öleceğini bilen, ölmek üzere olan birisi için en önemli görev nedir?”


O sırada nehrin kenarına Vyas’ın oğlu Suka yaklaşır. Tüm brahminler onun ayaklarının dibinde oturur. Onun saflığı ve meleksi varlığının yanında olmak bile tüm günahların arınması için yeterlidir.

Parikşit aynı soruyu ona da sorar:


“Öleceğini bilen bir insan neyi hatırlamalı, neye inanmalı, nelerden kaçınmalı?”



OM;  Kişi, ses biçimindeki büyük ve saf Brahman'ın [aum] üç temel fonemine yoğunlaşmalıdır. 

Zihnini dizginlemeli ve nefesini kontrol etmeli, zihnini Brahman’a sabit tutmalıdır. 


 Zekâyı yönlendirici olarak kullanarak, zihin vasıtasıyla duyuları duyu nesnelerinden uzaklaştırmalıdır.


Eğer zihin ajitasyonla rahatsız olursa, zekâ vasıtasıyla arzu edilen nesneye, Lord Krishna'ya odaklanmalıdır.


Sonra, kesintisiz bir zihinle Lord'un bir formuna odaklanmalıdır. 

Zihni kontrol altına aldıktan ve duyu nesnelerinden uzaklaştırdıktan sonra, başka hiçbir şey düşünmemelidir. 


Zihin yalnızca orada zevk almalıdır: Vişnu'nun en yüce hedefi.


Normalde, zihin rajas tarafından rahatsız edilir ve tamas tarafından aldatılır. Bilge bir kişi, konsantrasyon (dhāranā) yoluyla onu kontrol etmeli ve onun yarattığı tüm kirlilikleri yok etmelidir.


 Bu [Vişu’nun sığınağına] odaklanma pratiği yapılırken, yogide bhakti (adanmışlık) belirtileri ortaya çıkar. En hayırlı olan bu yoga [yani bhakti] hızla kendini gösterir."


Arzu edilen hedef, ātman'dır. O, sınırsız Bhagavān'ın bir parçasıdır. Kendiliğinden tezahür eden, mükemmel ve kişinin kalbinde bulunan bir varlıktır. Bu ātman, kişinin zihninde sabitlemesi ve memnuniyetle ibadet etmesi gereken hedeftir. İşte bu şekilde samsāra'nın nedeni sona erdirilir.



 
 
 

Yorumlar


bottom of page